Tarihçi-Araştırmacı

Tarihçi-Araştırmacı/Historian-Researcher/مورخ و محقق


Bloqa Xoş Gəlmişsiniz/Bloga Hoşgeldiniz/Welcome to the Blog/به بلوگ خوش آمدید/بلوقا خوش گلمیشسیز/


20 Kasım 2010 Cumartesi


MOĞOLLAR DÖNEMİNDE İRAN'IN SİYASİ TARİHİ

Giriş
Cengiz Han'ın kurduğu Moğol İmparatorluğu'nun sınırları ondan kısa bir süre sonra Asya'nın doğusundan Avrupa'nın ortalarına kadar uzanmıştı. Bu muazzam imparatorluk Cengiz Han'ın oğulları ve torunları tarafından şube devletler halinde idare olunmaktaydı. Bu şube devletler resmen olmasa da merkez Karakurum'a bağlı olarak egemen olduğu bölgeyi merkez adına idare etmekteydi. Bu şube devletlerin birisi olarak İlhanlı devleti de ilk başta bu şekilde olmuştur. Zaman geçtikçe ve merkez Karakurum ile akrabalık bağları zayıfladıkça bu bağlılık da zayıflamış ve bağımsız bir hal almıştır.
Bu konu iki dönemi kapsamaktadır. Birincisi İlhanlı devletinin ortaya çıkışından önce İran'a hakim olan Moğollar dönemi ve ikincisi ise İlhanlılar dönemi.

1. İlhanlılar Öncesi Moğolların İran Siyaseti
İran'ı da hudutlarına alan Harezmşah devletinin Otrar valisi tarafından 1219 yılında Cengiz Han'ın ticaret ve dostluk (bazılarına göre casusluk) heyetinin katledilmesi bu iki devletin ilişkilerini koparıp savaş havasına soktu. Harezmşah devleti üzerine sel gibi akın eden Moğollar kısa bir süre içinde bu güçlü devleti ortadan kaldırıp İran'ı zaptettiler. Bölgenin büyük kısmı Moğolların tahrip ve katliamına uğradı. Muhammet Harezmşah uzun bir takipten sonra Hazar Denizi'nde ıssız bir adada öldü. Oğulları ise Moğollar karşısında hiç bir iş yapamadılar. Bu şekilde bütün İran ve Orta Asya Moğolların eline geçmiş oldu. Bu savaşlardan sonra galip ordu 1224 yılında doğuya geri döndü.  
1227 yılında Karakurum'da ölen Cengiz Han'ın yerine kurultay kararıyla oğlu Ögedey getirildi. Ögedey'in en önemli icraatından birisi zaptettikleri bölgelerde askeri işeri Moğol noyanlarına (subay) ve idari ve vergi işlerini ise valilere yaptırmaktaydı. Ögedey büyük han olduktan sonra bu icraatı doğrultusunda 1229 yılında Curmağun noyanı geniş bir ordu ile batıya gönderip Tebriz'de Muhammet Harezmşah'ın cesur oğlu Celaleddin Harezmşah'ın kurduğu küçük mahalli devleti ortadan kaldırdıktan sonra bölgedeki askeri işleri yönetip duruma hakim olmasını emretti. Celaleddin Hindistan'da Moğol ordusu karşısındaki yenilgisi ve kardeşleri ile olan anlaşmazlıklarından sonra Tebriz'e gelip orayı zaptetmeyi başarmıştı. Yaklaşan Curmağun noyanın ordusu karşısında bir iş yapamayacağını anlayan Celaleddin geri çekilip İran Kürdistan'ında dağlara sığındı ve orada 1231 yılında bir Kürt tarafından öldürüldü. Bu şekilde Moğolların karşısında durabilecek cesur komutanlardan birisi de ortadan kalktı ve Curmağun noyan Azerbaycan'ın Muğan bölgesini kendisine karargah seçerek orada yerleşti.
Moğol fütuhat dairesini genişleten Curmağun noyan 1232-33 yıllarına kadar Kafkasya, Gürcistan ve Ermenistan'ı fethedip Gence'ye kadar ilerleyerek bu bölgeleri haraç vermeye mecbur etmiş ve kendi nüfuz dairesini buralara kadar genişletmişti.
1239 tarihine kadar bölgeni Moğol devleti adına idare eden Curmağun noyan bu sene geçirdiği felç hastalığı yüzünde işlerini yapamaz hale gelmiş ve kısa bir süre sonra ölmüştür. Yerine ise Ögedey tarafından Baycu noyan atanmıştır.
Cengiz Han'ın ölümünden sonra Horasan bölgesinin kime ait olduğuna dair vasiyetinde her hangi bir ibaret olmadığına göre bu bölgeye büyük Han tarafından atanan valinin yanında Cengiz Han'ın diğer oğullarının da bir delegesi bulunurdu. Vali ise vergi işlerine bakardı ve alınan vergi dört oğlu arasında bölüştürülürdü. Bu iş için Ögedey tarafından atanan ilk vali Cin-timur olmuştur.
 1236 yılına kadar Horasan ve etraf bölgelerin vergi işlerini başarıyla yürüten Cin-Timur'un ölümünden sonra onun öğrencisi Körgüz bu işe atandı. Körgüz Cin-Timur'dan daha sert bir şekilde Moğol ümerasının keyfi vergi tahsilatını durdurup işi düzene soktu. Ama çok fazla da düşman topladı. Onun için bir komplo kurbanı oldu. Körgüz'ün yerine ise Moğolların batıdaki en büyük vali ve vergi tahsildarı olacak Argun Aka getirildi. Faaliyet merkezini Tebriz'e nakleden Argun batı bölgesinin vergi tahsili ve idari işlerini tam feraset ve beceri ile yerine getirmekteydi.
Ögedey 1241 tarihinde öldü. Kurultay ise Moğol şehzadelerinin bir araya gelemeyişi ve yer tayininde olan anlaşmazlıklardan dolayı 1246'da ancak toplana bildi. Bu sene içinde toplanan Kurultay Ögedey'in oğlu Güyük'ü büyük han olarak seçti.
Ögedey'in ölümünden kurultayın toplanmasına kadar olan sürede  Ögedey'in eşi Töregene Hatun bir sıra ümeranın onayıyla naibe olarak Moğol devletini yeni han seçilene kadar idare etmekteydi.
Güyük, büyük han seçildikten sonra meşhur Moğol generali Elcigidey'in maiyetine Moğol ordusunun beşte birini vererek batıya göndermiş ve Anadolu,  Suriye ve Kafkasya'nin fethi fermanını ona vermiştir. Onun gelmesiyle daha önce Azerbaycan'ın Muğan bölgesinde yerleşmiş Moğolların askeri yetkilisi Baycu onun emrine girmişti.
Kısa bir süre sonra 1248 yılında Güyük'ün ölümü üzerine Kıpçak çölü ve güney Rusya'nın hakimi Cuci'nin oğlu Batu ile arası iyi olmayan Elcigidey Kafkasya'ya gitmekten vazgeçmiştir. Kaynaklar  onun faaliyetleri hakkında hiçbir şey anlatmıyorlar.
Bu dönemde imparatorluğun batı kısmında vali olarak görev yapan Argun Aka vergi işleri düzene koymuş ve şahıs ve hayvan vergisi başta olmak üzere çeşitli vergiler almaktaydı.
Güyük'ün ölümünden sonra kurultay toplanana kadar devletin işlerini Güyük'ün eşi Oğul Gaymış naibe olarak yürütmekteydi. 1251'de toplanan kurultayda Cengiz hanedanının en yaşlısı olan Batu ve bir takım ümeranın isteği ve ısrarıyla büyük hanlık Ögedey sülalesinden alınıp Cengiz Han'ın küçük oğlu Tuluy'un oğlu Mengü'ye verilmiştir.
Mengü, büyük han seçildikten sonra duruma musallat olup imparatorluğun idaresini eline alabilmek için merkezileştirme siyaseti uygulamıştır. Bu amacı doğrultusunda 1251'de kardeşleri Kubilay ve Hülegü'yü  geniş yetkilerle sırasıyla Çin ve İran'a göndermiştir. O bölgeleri zaptedip Moğol devleti adına idare etmelerini emretmiştir. Bu iş için de Hülegü'ye Moğol ordusunun beşte birini vermiştir. Bir daha geri dönmemek üzere gönderilen Hülegü, maiyetindekiler ve ordusu ise aileleri ve varlıklarıyla birlikte yola çıkmışlardır. Yani Hülegü büyük bir kitle ile İran'a gönderilmiş oldu. Bu kitlenin terkibinde çok sayıda Türk boyları da bulunmaktaydı.

2. İlhanlılar Döneminde İran

2.1. Hülegü Dönemi
Mengü Han kardeşi Hülegü'yü batıya gönderirken ondan üç meselenin halledilmesini istemiştir: bir şer ve fitne ocağı haline gelen İsmailileri ortadan kaldırmak, hilafet meselesine son verip Bağdat'ı almak ve Mısır Memluk sülalesi hakimiyetine son verip Mısır'ı almak. Bu iş için de söylediğimiz gibi Moğol ordusunun büyük bir kısmını ona ayırtarak bu bölgeler üzerine göndermiştir.  Hülegü'nün bölgeye gönderilmesinin önemli nedenlerinden biri de daha önce gönderilen Curmağun, Baycu ve Elcigidey noyanların hiç birisinin bu üç meseleyi halledememiş olmalarıydı.
Aileler, hayvanlar, eşyalar ve mancınık gibi ağır askeri teçhizatla birlikte yolculuk yapan büyük bir kitle oldukları ve yolda çeşitli etkinlikler yaptıklarına göre, ayrıca yol üstündeki tabi devletlerin elçileri ve heyetleri Hülegü'nün huzuruna geldiklerine göre 1255 tarihinde ancak Semerkand'a varabilmişlerdi. Buradan batıdaki Moğollara tabi devletler mektup göndererek bağlılıklarını bildirmelerini, İsmaililer, Bağdat halifesi ve Mısır Memlukları'ndan da teslim olmalarını istemiştir. Yol üstünde Moğolların batı valisi Argun Aka ve diğerleri huzuruna gelerek bağlılıklarını bildirmişlerdir.
Bu zaman İsmaililerin başında Rükneddin Gurşah durmaktaydı. Selçuklu İmparatorluğu'ndan bu yana İran'ın stratejik ve dayanıklı kalelerini ele geçiren İsmaililerin merkezi Kazvin kenti yakınlığında olan büyük ve dayanıklı Alamut kalesiydi. Selçuklu İmparatorluğu'nun en güçlü dönemi sayılan Melikşah döneminin becerikli veziri Nizam ül-Mülk'ü öldürebilmelerinden bu grubun güçlü bir duruma geldiği anlaşılmaktadır. Hülegü'den önce Kit Boğa komutasındaki 12000 kişilik öncü kuvvet Hazar'ın güney doğusunda Kuhistan bölgesinde İsmaililerin kalelerini kuşatmaya başlamıştır. Bu kalelerin bazılarını onlar, bazılarını ise arkadan gelen asıl Moğol ordusunun yardımıyla fethettiler. 1256 senesinde en büyük kale Alamut'un kuşatılmasıyla Rükneddin Gurşah teslim olup diğerlerini de teslim olmaya davet etti. Sonunda bu yılda Alamut kalesi de düştü ve İsmaililerin son direniş merkezi Moğolların eline geçti. Rükneddin Gurşah ise büyük hana gönderildi. Orada hanın huzuruna çıkarıldıktan sonra öldürüldü. Bu şekilde İran'da İsmaililer meselesine son verildi.
Hülegü batıya doğru giderken Azerbaycan'ın Muğan bölgesine yerleşen Baycu noyana haber gönderip o bölgeni boşatmasını istedi. Kendisinin oraya yerleşeceğini bildirdi. Baycu noyan ise Anadolu'ya çekilmek zorunda kaldı.
Bu zaferden sonra Hülegü Bağdat halifesine yöneldi. Bu zaman Bağdat'ta Abbasi halifesi el-Müstasım (1242-1258) bulunmaktaydı. Başında halifeye bir mektup gönderip onu teslim olmaya çağıran Hülegü istediğini alamayınca Hemedan'a kadar gelip karargahını oraya kurdu (1272). Oradan Anadolu'da bulunan Baycu noyana bir mektup göndererek onun da kuzeyden  Bağdat'a yaklaşmasını emretti. Teslim çağrılarında halifenin oğlu ve vezirini ona göndermesini isteyen Hülegü her defasında gönderilmiş başkalarıyla karşılaşırdı. Sonunda savaşa karar veren Hülegü Bağdat'a doğru harekete başladı. 1258 yılında iyice Bağdat'a yaklaşmıştı. Orada bir hile yaparak küçük bir kuvveti halife ordusunun karşısına gönderdi. Halife orduları ise aldanıp düşmanla savaşa giriştiler ve onların yenilip geri çekilmeleriyle takibe koyuldular. Ama asıl Moğol ordularıyla karşılaştıkları zaman darmadağın edildiler. Bu yenilgiden sonra teslim olan halife Hülegü'nün huzuruna gelip teslim olduğuna bildirdiyse de akıbetinde hiçbir değişiklik olmadı. Halife, oğulları ve yakın adamlarından bir çoğu az sonra öldürüldüler. Bu şekilde Abbasi sülalesinin beş asrı aşkın hilafeti sona ermiş oldu .
Ağabeyinin ikinci isteğini tam anlamıyla yerine getiren Hülegü Mısır Memlukları meselesini halletmeye yoğunlaştı. Bağdat'ın zaptından sonra Suriye de Moğolların istilasına uğradı ve Moğollar Şam ve Halep'i zaptettiler. Oradan ve Hemedan'dan büyük bir ordu ile Mısır'a doğru harekete geçtiler. Bu sırada Mengü'nün ölüm haberi geldiği için Hülegü ordusunun büyük bir kısmıyla Muğan'a geri dönerken Kit Boğa'yı küçük bir ordunun başında Mısır'a doğru göndermiştir (1259).
Karakurum'da Kubilay ile kardeşi Arık Boğa arasında taht kavgası cereyan etmekteydi. Diğer taraftan Altınorda'nın başında bulunan Batu'nun kardeşi Berke ise Hülegü ile düşman olduğu için İlhanlı devleti için tehdit kaynağı sayılmaktaydı. Bu tehdit büyük hanın öldüğü gibi karışık bir vaziyette daha da ciddi bir düzeye gelmiştir. Güçlü bir konumda olan Hülegü, Batu öldükten sonra Ön Asya'dan Altınorda devletine gönderilen vergiyi kestiği, ayrıca Hülegü'nün İslam devletlerine saldırmasını hoş görmeyen Müslüman olan Berke'nin İlhanlı devletine açtığı cepheden dolayı Hülegü merkezi olan Azerbaycan'dan uzak olmayı maslahat görmemiş ve hemen geri dönmüştür. Taht kavgasında Berke Arık Boğayı, Hülegü ise Kubilay'ı desteklemekteydi. Büyük hanlık kavgasını Hülegü'ye daha yakın olan Kubilay kazanınca o da rahatlamıştır.
Mısır Memlukları genellikle Kıpçak Türklerinden oluşmakta ve o sırada bu sülalenin başında Sultan Kutuz bulunmaktaydı. Mısır Eyyübilerinden hakimiyeti zorla alan bu Türkler Sultan Kutuz zamanında güçlü bir duruma gelmişlerdi. Sultan Kutuz bütün gücü, ayrıca Moğollara boyun eğmek istemeyen Suriye'den kaçıp onun ordusuna katılmış çok sayıdaki askerle Moğol ordusunun karşısına çıktı. 1260 tarihinde Ayn Calut'ta vuku bulan bu savaşta yenilmez vasfıyla anılan Moğol orduları yenildi. Kit Boğa ise esir edildi ve öldürüldü. Bu savaştan sonra ise Suriye üzerine yürüyen Memluklar ordusu bir takım şehirleri Moğollardan geri aldı. Bu savaş ve Moğolların yenilgisi bütün bölge halklarında bir takım psikolojik değişikliklere yol açtı ve Suriye ve Anadolu'da bazı ayaklanmalara neden oldu.
Ordusunun yenildiği haberini alan Hülegü tekrar Mısır seferi hazırlığına başladıysa da bölge şartlarından dolayı bir daha asla bu sefere çıkamadı. Özellikle bu zamanlar alevlenmiş olan İlhanlı-Altınorda çekişmesi buna ciddi bir engel oluşturmaktaydı. Buna bir diğer sebep Çağatay oğullarının da tehditleri eklenirse Hülegü için İran, Anadolu, ırak ve Azerbaycan'ın korunmasının daha da önem kazandığı ve burayı asla elden bırakmak istemediği görülür. Ona göre bölgede kalıp güçlenmeyi ve olası bir saldırı karşısında durabilecek bir durumda olduğunun tercih edildiği görülmektedir.
Bu zaman bölgede kutuplaşma faaliyetleri yürütülmekteydi. Müslüman olan Memluklar ile Altınorda birbirine yakınlaşarak ortak bir cephede hareket etme kararı almışlardır. Ama bu yakınlaşmaya rağmen asla ortak bir harekette bulunamadılar. Her ne kadar Anadolu Selçukluları onlara eğilimli davranmışsa da vaziyette bir değişlik olmamıştır. Diğer tarafta ise İlhanlı devleti ile Bizans İmparatorluğu'nun yakınlaşmasını görmekteyiz. İlhanlı devleti ise iki güçlü Müslüman devletin ortasında kaldığı için tehdit hissetmiş ve Bizans devleti ile yakınlık yollarını aramıştır. Ama onlar da karşı blok gibi asla ortak bir harekette bulunamamışlar.
Git gide artan İlhanlı-Altınorda çekişmesi aralarında savaşın olacağını kaçınılmaz kılmıştır. İlhanlı devletinin Ayn-Calut'taki yenilgisi Altınorda'yi daha da tahrik etmiştir. 1262 yılında Berke Han bütün kuvvetleriyle İlhanlıların üzerine yürümüştür. Hülegü de aynı şekilde karşılık vermiştir. Kür ırmağının yakınlığında Hülegü ordularını karşılayan Berke Han'ın orduları Terek ırmağına kadar geri oturmuş ve İlhanlı ordusu zaptettiği yerleri yağmalamıştır. Ama topladığı yardımcı kuvvetlerle ani bir hücuma geçen Berke orduları İlhanlı ordusunu buz tutan Terek ırmağı yakınlığında perişan etmiştir. Bu arada ırmağın buzları kırılmış ve bir çok askerin ölümüne neden olmuştur. Bir kısım askerler ve şehzadeler ise kaçıp kurtulmuşlardır. Bu kaçanların arasında Hülegü'nün oğlu Abaka da bulunmaktadır.
Önce Ayn-Calut'ta Mısır Memlukları karşısında, sonra ise Altınorda devleti karşısında yenilen İlhanlı devleti bundan sonra artık fütuhat dönemini kapatarak Azerbaycan'da kurmuş olduğu devletin yapısını güçlendirmeye ve bilim ile bayındırlık etkinlikleriyle meşgul olmuştur.

2.2. Abaka Dönemi
1265 yılında ölen Hülegü'nün yerine büyük oğlu Abaka İlhanlı tahtına oturdu. Abaka Moğolistan'da doğmuş ve babasıyla birlikte İran'a gelmiştir. Babasının ölümüne kadar Horasan valisi olan Abaka kurultayın kararıyla babasının yerine geçirilmiştir. Onun tahta çıkmasını ise Büyük Han olan amcası Kubilay han onaylamıştır.
Abaka Han tahta oturduğu zaman babasının iki düşmanı olan Memluklar ve Altınorda devletinin düşmanca tavırları onun döneminde de devam etmekteydi. Abaka'yı tecrübesiz sayıp kuzey Azerbaycan topraklarını ele geçirmek isteyen Berke, Nogay kumandasında bir orduyu bu bölgelere gönderdi. Ama yeni İlhan ise hemen karşı koyacak bir kuvveti Nogay'ın karşısına gönderdi. 1266 yılında vuku bulan bu savaşta Altınorda ordusu yenilip geri çekilmek zorunda kaldılar. Kür ırmağı'nı geçen onları takibe başlayan İlhanlı ordusu Berke'nin daha büyük bir ordu ile yaklaştığını duyunca geri çekilmeye başladılar. Bu büyük orduya karşı koyabilecek bir güçte olmadığını anlayan Abaka, Kür üstündeki köprüleri yıkarak Berke'nin ırmağı geçmesine mani oldu. Bu sıra da ise Berke'nin hastalanıp ani ölümü ise Abaka'yı kurtarmış oldu. Berke'nin ölümünden sonra Abaka'nın hükümranlığı boyunca kuzey düşman tarafından İlhanlı devletine hiçbir tehdit ve saldırı yapılmadı.
Doğu tarafında ise bazı karışıklıklar baş vermekteydi. 1269 yılında Çağatay ülkesi hanı Barak büyük bir ordu ile Horasan'a yürüyüp bir çok yerleri talan etti. Ama Abaka daha büyük bir ordu ile üzerine yürüyüp 1270 yılında Herat yakınlığında onu ağır bir yenilgiye uğrattı. Barak kısa bir süre sonra öldü.
Baybars 1266'da Kotuz'u öldürdükten sonra Memlukların başına geçmeyi başarmıştı. Yeni sultan Kotuz'dan daha da becerikli idi ve Memluk sülalesinin en güçlü sultanı sayılır.  Aynı yılda Baybars ordusunu İlhanlıların müttefiki olan Ermenistan devleti üzerine yürüyüp onları yendi. 1268'de ise Antakya kralı 6. Bohemond'u da yenerek ortadan kaldırdı.
Ülkenin batı tarafındaki Memlukların ilerlemesini önlemek amacıyla Çınkar komutasında gönderilen Moğol ordusu ise bir iş yapamadı. Fırat kıyısında vuku bulan savaşta İlhanlı ordusu bozguna uğradı ve kumandan Çınkar ise öldürüldü.
1275 senesinde Selçuklu veziri Muineddin Pervane'nin oyununa gelen Memluk sultanı Baybars Büyük bir ordu ile Anadolu'ya yürüdü.Pervane'nin amacı Memluk devleti ile Moğolları birbirinin eliyle yok edip kendi hedeflerine varmaktı. 1277'de Elbistan yakınlığında Memluk ordusu İlhanlı ordusunu bozguna uğrattı. Ama Pervane'nin oyunları sonucunda eli okundu ve Memluk sultanı geldiği yerden geri dönüp gitti. Bir rivayete göre ise yendiği Moğol ordusu sadece asıl ordunun bir kısmı idi. Yaklaşan asıl ordu ile yapılan savaşta bozguna uğrayan Memluk ordusu geri çekildi ve Baybars ise geri dönüş yolunda öldü.
Memlukların geri dönüşünden kısa bir süre sonra Anadolu'ya gelen Abaka Moğol ölülerinin sayısını gördüğü zaman halka çok zalimce davranmıştır. Pervane'yi de yakalatıp öldürmüştür.
1281 yılında Abaka Gürcü ve Ermeni birliklerinin de bulunduğu büyük bir orduyu Kardeşi Mengü Timur'un komutasına vererek Suriye'ye Memluk ordusu karşısına göndermiştir.  Kendisinin gitmemesi yenilginin olasılığını düşündüğünden olmalıdır. Mengü Timur'un komutasında olan İlhanlı ordusu Humus yakınlığında tekrar ağır bir yenilgiye uğradı ve bu yenilgi ise Mengü Timur'un ölümünü beraberinde getirdi. Abaka ise bu yenilgiden sonra kendisini içkiye kaptırarak kısa bir süre içinde öldü (1282). 49 yaşında ölen ve 17 yıl hüküm süren Abaka Hemedan'da toprağa verildi.
Abaka tek başına Memlukların üstesinden gelemeyeceğini anladığı için Hıristiyan Batı dünyasıyla yakınlaşmak ve müttefikler aramak yoluna koyulmuştur. 1273'te gönderdiği bir heyet Papa 10. Grigoire'i ziyaret etmiştir. 1276'da gönderdiği bir başka heyet ise papayı, ertesi yıl ise İngiliz kralı 1. Edward'ı ziyaret etmiştir. Ama bu görüşmeler asla yakın bir iş birliğine dönüşmemiştir ve ortak bir harekette bulunmamışlardır.

2.3. Ahmet Tekudar Devri
Abaka'nın yerine oğlu Argun değil Anadolu hakimi olan Tekudar seçildi. Ümera kurultayında alınan bu karardan sonra Tekudar hemen başkent Tebriz'e gelip tahta oturdu. O, bölgedeki olaylara ciddi bir tesir gösteren bir amelde bulundu. Tekudar Müslüman oldu ve Ahmet adını seçti. Ondan sonra ise aynı yılda Memluklara bir heyet göndererek Müslüman olduğunu bildirdi. Memlukların meseleye çok sıcak bakmamaları yanında aralarındaki çekişme yatıştı ve sükunet savaşların yerini aldı.
Ahmet Tekudar dışarıda sükuneti temin etmişti, ama içeride ciddi bir düşman yavaş yavaş güçlenmekteydi. O da Abaka'nın oğlu Argun idi. Bağnaz bir Budist olan Argun, Tekudar'ın Müslüman olmasına ciddi tepki göstermiş ve Budist Moğollar, şehzadeler ve kumandanları etrafına toplamaya başlamıştı. Bu arada Anadolu'nun hakimi Kongoratay da Argun ile ilişki kurmuş ve Anadolu'da isyan etmiştir. Ahmet Tekudar, Kongoratay'ı bir savaşta yenerek öldürmüştü (1284).
Argun'un güçlü bir duruma geldiğini fark eden Ahmet Tekudar onun taraftarlığını yapan emirleri tutuklamaya başlamıştı. Bu da bir çok komutanın kaçarak Argun'un etrafında toplanmasına neden olmuştur. Etrafı becerikli şahsiyetlerden boşalan Ahmet Tekudar ise dini propagandaya önem vermiş ve bazı devlet işlerinin aksamasına neden olmuştur. Bu ise aralarında savaşın çıkacağını kaçınılmaz kılmıştır. 1284'te vuku bulan bu savaşta  önce Argun yenilmiş, ama Fars hakiminin yardımıyla geri dönen Argun Ahmet Tekudar'ın ordusuna galip gelerek kendisini de esir almışlardır. Ahmet Tekudar Kongoratay'ın oğullarına teslim edildi. Onlar da aynı yılda onu öldürttüler.

2.4. Argun Dönemi
Böylece Argun amcasını bertaraf ettikten sonra babasının yerine tahta oturdu. Toplanan formalite bir kurultay da onun ilhanlılığını teyit etti. Argun bidayette akıllı davranarak çoğu düşmanlarını affetti.Bu da iç gerginliğin yatışmasına ve kısa bir sürede duruma musallat olmasına yardım etti.
Argun, tahta çıkmasında ona çok yardımcı olan Boka'yı vezir tayin ederek memleketin bütün işlerinden sorumlu kıldı. Bu ise Boka'ya büyük bir güç vermekteydi. Bunu kötüye kullanan Boka kendi aleyhine ciddi bir muhalefet havası yarattı. Yaptığı bazı işler ez cümle Fars'taki icraatından dolayı memnuniyetsizlikler yaratan Boka, Abaka tarafından saraya çağrıldı. Boka korkuya kapılıp kaçtı ve gizlendi. Ama bulunup Abaka'nın huzuruna getirildi ve öldürüldü (1289).
Argun döneminde keyfi icraatlar baş alıp gidiyordu. Bu zamanlar Saad üd-Devle adında bir Bağdat Yahudi'si Argun'un tabibi oldu ve mali işler merakından Bağdat'ın mali işleri kontrol için oraya gönderildi Çok fazla vergi  tahsil eden bu adam halkın düşmanlığına karşılık Argun'un memnuniyetini kazandı. O yüzden Argun'un veziri rütbesine kadar terfi etti (1287).
Bu zamanlar bağnaz bir Budist olan Argun İslam ve Müslümanların karşı ciddi bir husumet beslemekte ve Yahudi veziri ise bu yolda onu tahrik etmekteydi. Bu da vezirin aleyhindeki memnuniyetsizliği şiddetlendirmekte ve ciddi düşmanlar yaratmaktaydı. Bu arada Argun ömrünü uzatabilmek için Hindistan'dan gelen bir yoginin etkisi altına girmiş ve onun verdiği ilaçlar yüzünden hastalanmıştır. Bu arada da Saad üd-Devle'nin düşmanları onu yakalatıp öldürmeyi başardılar (1290). Argun ise bir süre hasta yattıktan sonra 1291'de öldü.
Argun'un dönemi daha çok selsizlik ve sükunet dönemi idi. Gürcistan ve Ermenistan'da bazı küçük karışıklıklardan başka önemli bir olay baş vermedi.

2.5. Geyhatu ve Baydu Dönemi
Argun halefini tayin etmediği için toplanan kurultay onun oğlunu değil kardeşi Geyhatu'yu büyük han seçti. Geyhatu bu zaman Anadolu'nun valisi idi. Kararı memnuniyetle karşılayan Geyhatu hemen gelip İlhan tahtına oturdu. Fazla ayyaş ve müsrif olan ve hükümdarlık becerisinden mahrum olan Geyhatu kısa bir sürede iyi durumda olmayan hazineni daha da boşalttı ve yersiz harcamalarıyla devleti mali açıdan çok zayıf bir duruma getirdi. Üstelik Çin'den taklit edilerek Kağıt para basma ve madeni paranın yasaklanmasıyla ülke daha da berbat bir vaziyete geldi. Ancak çok geçmeden bu kağıt paralar tedavülden kaldırıldı.
1291 yılında eğlence meclislerinin birinde fazla sarhoş olan Geyhatu Bağdat valisi olan prens Baydu'ya hükümdarlığı düşünüp bu konuda bir şeyler dile getirdiğine göre ağır bir şekilde hakaret etmişti. Prens Baydu da ondan intikam almak niyetinde idi. Onun için Geyhatu'dan memnun olmayanları etrafına toplamakta idi. Baydu Anadolu valisi Tagaçar noyan ile de gizlice anlaşmıştı. 1295 yılında topladığı ordu ile hükümet merkezi Tebriz'e sefere başlayan Baydu, Hemedan yakınlığında İlhan'ın ordusu ile karşılaştı. Yenilen Geyhatu Anadolu'ya kaçmağı düşündü. Ama Tagaçar'ın bir oyunu üzere Baydu tarafından yakalanarak idam edildi (1295).
Baudu galipliğin verdiği hakka dayanarak hükümdarlığı ele geçirdi. Geyhatu gibi hatalı davranmamaya çalışan Baydu duruma hakim olmaya çalışmaktaydı. Ama başlangıçta çok büyük bir düşmanla karşılaştı. O da Argun'un oğlu Gazan Han idi. Gazan, amcası Geyhatu'nun öcünü almak iddialarıyla ortaya çıkmış ve İlhan'ın ölümünde payı olan her kesin teslimini şart koşmuştu. Daha sonra veziri olacak becerikli Nevruz'u yanına alması ona daha da itibar kazandırmıştı. Geyhatu'nun eski veziri ve emir Tagaçar Gazan'a kaçtılar ve bu da durumu Gazan'ın lehine daha da iyileştirdi. Baydu bu güçlü düşmanın karşısında dayanamayacağını bilerek Azerbaycan'a doğru kaçtı, ama Nahçıvan taraflarında yakalanarak aynı yılda öldürüldü. Böylece İlhanlıların en büyük hükümdarlarından biri olan Gazan Han Tebriz'i zaptederek aynı yılın sonlarında tahta çıktı.

2.6. Gazan Han Dönemi
Argun'un hükümdarlığı ile Gazan Han hükümdarlığı arasında geçen sürenin dört yıl olmasına rağmen ülkenin iç durumu, devletin vaziyeti ve dış ilişkiler oldukça karışık bir vaziyet almıştı. Gerçi bu durumun bütün nedenlerini Geyhatu ve Baydu'ya ve onların kurduğu sisteme atfetmemek ve onların dönemlerinde aramamak gerekir.  
Gazan Han ilk önce iç sorunları çözmeye karar verdi ve bunların başında ise maliyeyi düzene sokmaya çalıştı. Vergi meselesini baştan düzenlediği gibi tahsildarları da düzenli olmaya mecbur edip uymayanları cezalandırdı. Ondan sonra emniyet ve asayişi temin etmeye çalışıp Erzincan'daki Oyrat ve diğer çeteleri ortadan kaldırdı. Bu şekilde kısmen ve geçici de olsa sükuneti temin etmiş oldu. Dış politika alanında ise Maveraünnehir'de Barak oğullarından Duva'nın ayaklanmasını bastırdı.
Ülkenin yeniden sakinleşmesinde ve işlerin başarıya ulaşmasında büyük payı olan Nevruz, Müslüman olduğu ve Müslümanları desteklediği için Budist ve Hıristiyanlar arasından kendisine çok fazla düşman türetmişti. Bunlar bazı oyunlar ve düzenlerle onu Han'ın gözünden salmayı ve idam ettirilmesini başarabildiler (1297).
Anadolu'da Sulamış, Memluklar tarafına geçerek Gazan'a karşı ayaklanması ve vermesi gereken haracı göndermemesi üzere Gazan Han, Kutluğşah'ın komutasında bir orduyu onun üzerine gönderdi. Erzincan civarında vuku bulan savaşta Sulamış mağlup olup bir çok adamıyla birlikte öldürüldü.
Gürcistan'da ise buna benzer bir olay yaşandı. Gürcü kral 6. David'in Altınorda'ya yaklaşması çabaları üzere yine Kutluğşah oraya gitmeye mecbur oldu. Kaçmayı tercih edip bir kaleye sığınan kralın yerine kardeşi 5. George atandı ve komutan ise geri döndü.
Gazan'ın kardeşi Hudabende ise Herat'a yürüyüp orada Nikudaryan fırkasının yıkıcı faaliyetlerine son verdikten sonra Herat hakimi Fahrettin Kurt'un mukavemetiyle karşılaştığı için şehri kuşattı ve Kurt'un kaçışıyla kenti zaptetti. Ama Hudabende'nin geri dönüşünden sonra şehir eski ahvaline geri döndü.
1299 yılında Anadolu topraklarına girip Mardin'e kadar ilerleyen Mısır Memluk sultanı al-Melik el-Nasir'in ordusuna karşı İlhanlı ordusu kısa bir süre sonra harekete geçti. Moğol ordusu Fırat'a kadar ilerleyip Halep'i işgal etti ve aynı yılın sonunda Şam'ın kapılarına dayandı. Ahalinin teslim olmasıyla kent direnişsiz teslim alındı. Bir zamanlar Memluk valisiyken Moğollara geçen Kıpçak bölgenin valisi makamına atandı. Moğol idare merkeziyle Şam'ın arasında bir hayli mesafe olduğundan orayı itaat altına almak zor olmuştur. Onun için Moğol ordusu geri çekildikten sonra Kıpçak tekrar Memluklara geçmiş ve bölgeyi Memluklar adına idare etmeye başlamıştır.
İkinci kez Suriye'ye sefere çıkan Gazan bu defa bir takım şartlardan dolayı Halep'ten öteye gidemedi ve oraya kadar olan toprakları tekrar kontrol altına aldıktan sonra geri döndü.
1301 yılında kuzey Azerbaycan topraklarını talep eden Altınorda hanı Toktaga ile bazı anlaşmazlıklar yaşanmıştı. Bunun üzerine Toktaga bu bölgelere bir saldırıda bulunmuştur. Onun karşısına gönderilen İlhanlı ordusu kolayca bu saldırının önüne geçmiş ve Altınorda ordusunu geri püskürtmüştür. Toktaga ile ilişki kuran Gürcistan kralı ise bertaraf edilmiş ve yerine kardeşi 3. Vahtang getirilmiştir.
Ülkenin çoğu yerinde asayişi temin ettikten sonra Gazan Han'ın tekçe fikri bir defa da Mısır'a sefer düzenlemek olmuştur. 1303 tarihinde gerçekleştirilen bu seferde Moğol komutanları Kutluğşah ile Çoban'ın arasındaki uyuşmazlık ve Memluk ordusunun büyüklüğünden dolayı Gazan'ın ordusu ağır bir yenilgiye uğramıştır. Bu iki komutan ise canlarını zor kurtarmışlardır. Bu savaştan sonra ise Doğu Anadolu'nun Rum krallıkları ve Gürcistan Memluklara tabi edilip Mısır'a haraç ödemeye mecbur olmuşlardır.
Doğuda tekrar bazı isyanlar vuku bulmuştu. Nevruz'un ortadan kaldırdığı Duva'nın oğlu Kutluğ Hoço büyük bir ordu toplamış ve Gaznin'de yerleşmiş ve oradan hareketle Sistan, Kirman ve Fars bölgesini ele geçirmiştir. Ordunun hepsi batıda Memluklarla savaşa gönderildiği için başlarda sadece küçük müfrezeler Kutluğ Hoço'nun karşısına gönderilirdi, ama batı savaşından feragat edildikten sonra büyük bir ordu ile Fars'a gelen Hudabende, Kutluğ Hoço'yu yenip geri oturmaya mecbur etti.
1304 'te Mezopotamya'da kışlayan Gazan Han hastalanmıştır. Vaziyeti giderek kötüleşen Han, yerine Hudabende'nin geçmesini vasiyet etmiştir. Gazan Han aynı yılın ortalarında otuz yaşındayken Rey kentinde ölmüştür.
İlhanlılar devleti Gazan'ın döneminde en mamur ve kalkınmış dönemini yaşamıştır. Hayatın bütün sahalarında kanunlar getiren bu İlhan döneminde halk kısmen de olsa rahat etmiş ve sakin ve adaletli bir dönem yaşamıştır.
2.7. Ölceytü Dönemi
Horasan valisi olan Ölceytü Gazan Han'ın ölüm haberini duyar duymaz acele başkente gelip tahta oturdu. Kutluğşah'ı ordu komutanı, Reşideddin Fazlullah ve Sad üd-Din'i vezir olarak atayan Ölceytü durumu muhafaza etmeye çalışıp olaylara ve vaziyete hakim olmaya çalıştı.
Hükümdarlığının ilk yıllarında Kirman'da bağımsız olarak hüküm süren, ancak İlhanlılara haraç ödeyen Seyurgani sülalesine son veren Ölceytü orayı direk hakimiyeti altına aldı. Mısır'a ise barış teklif eden Ölceytü aralarındaki gergin münasebeti düzeltmeye ve yumuşatmaya çalıştı. Mısır'ın da bu meseleye sıcak bakmasına rağmen İlhanlılara gönderdiği elçi heyeti Anadolu'daki Ermeni kralı 2. Hethum'u tahttan indirip yerine 4. Leon'u geçirdi.
1305 yılında 4. Leon'u Mısır'dan yardım aldığı gerekçesiyle öldüren Anadolu Müslümanları hükümdarı Bulargı, Ölceytü tarafından keyfi hareket etmekle suçlanıp azledildi ve yerine Erencen getirildi.
Ölceytü'nün bir diğer önemli işi başkenti başka yere intikal etmekti. Uzun yıllar başkent olan Tebriz'in yerine İran'ın ortasında ve kuzeyine yakın bölgesinde Sultaniye kenti başkent olmuştur. Bu kenti Ölceytü kendisi inşa ettirmiş ve 1307 yılında oraya yerleşmiştir.
ÖLceytü Horasan ile irtibatı kolaylaştırmak adına Hazar'ın güneyinde olan Gilan bölgesine ordu gönderip orayı da kendine tabi istemişti. Başta bazı küçük başarılara rağmen 12 prenslikten oluşan bu bölgenin ordusu İlhanlı ordusunu geri oturtmayı başarmıştır. Başkumandan Kutluğşah ise bu savaşta öldürülmüştür.
Herat hükümdarı Fahrettin Kurt ile sorun yaşayan ÖLceytü, Daneşmend Bahadır'ı bir ordu ile bu bölgeye gönderip orayı da haraca bağlamayı istemişti. İlhanlı ordusunun baskıları sonucunda Fahrettin bir Moğol birliğinin şehirde kalmasını kabul etmek zorunda kalmıştır. Ama bu olayın hemen ardından çıkan karışıklık sonucunda İlhanlı kumandan katledilerek ordu da geri oturmak zorunda kalmıştır. ÖLceytü Ölen kumandanın oğlu Bucay'ı tekrar Herat'a göndermiş ve oranın itaat altına almasını istemiştir. Kenti kuşatmaya başladığı sırada Fahrettin'in tabii ölümü üzerine veziri Sam karışıklıklar çıkarmaya başlamıştır, ama başarılı olamamış ve kenti teslim ettikten sonra idam edilmiştir.
Bu hanın döneminin bir diğer önemli olayı Şiiliği kabul etmesidir. Başlangıçta Hıristiyan olduğu ileri sürülen bu han daha sonra Müslüman olmuş ve Sünni Hanefi mezhebini ihtiyar etmiştir. Ama 1310 yılında Şiiliği kabul ederek bu mezhebe geçmiş ve yeni mezhebinin propagandasını yapmıştır.
Ölceytü döneminde Doğu Anadolu Rum ve Ermeni krallıkları takriben bağımsız bir durumda idi, oysa Gürcistan bağımsızlığı yakalayamamış ve hala haraç ödemekteydi.
Gazan döneminde olduğu gibi halefi Ölceytü devrinde de Altınorda hanı Toktaga kuzey Azerbaycan'a tamahını kesmemiştir. 1308 yılında Altınorda ordusunun bu bölgelere hareketi üzere Emir Çoban Kafkaslardan bu bölgeye gelerek bazı tedbirler almış ve Toktaga'yı geri oturmaya mecbur etmiştir. Bundan sonra ise Toktaga bu bölgeleri siyasi ve diplomatik girişimlerle almayı denese de başarılı olamamıştır.
1312 yılında Ölceytü Memluklar devletine bir taarruzda bulunmuştur. Fırat'a kadar ilerleyen Ölceytü bir Mısırlının tavsiyesi üzerine iaşe zorlukları ve yaygın hastalıktan dolayı geri dönmeyi tercih etmiş etmiştir. Bu geri dönüşün temelinde Anadolu'da Karamanlar gibi bazı Türk boylarının çıkardığı karışıklıklar da vardır.
Bu zamanlar Maveraünnehir'de hüküm süren Köpek ve Yasavur tarafından İlhanlıların topraklarına tecavüzler baş vermiştir. 1313 yılında üzerlerine gönderilen Bucay'ın çoğu askerleriyle öldürülmesi üzerine Ölceytü kendisi bu bölgeye gelmiş ve ertesi yıl bu asi kumandanları yenerek Buhara'ya kadar geri oturtmuştur. Böylece bu bölgede asayiş sağlanmıştır. Az sonra Bu iki asi kumandan arasında anlaşmazlıklar başlamış ve Ölceytü tarafına geçen Yasavur'un bölgede yerleşmesine izin verilmiştir.
Ölceytü selefleri gibi oğlu Abu Sait'i Horasan valiliğine atamıştır. Abu Sait babasının ölümüne kadar bu makamda kalmıştır. Ama yaşının küçük olması nedeniyle Emir Sevinç ona vasi olarak tayin edilmiştir.
Hükümdarlığının son yıllarında iki veziri olan Reşideddin ve Taceddin Alişah'ın araları iyice açılmış ve ciddi bir anlaşmazlığa düşmüşlerdi. Ölceytü ise hiç birisinden vazgeçemediği için bu anlaşmazlığı halledememiştir. Üstelik birliklerinin Anadolu'da Memluklar tarafından yenilmesi onun sıhhatini bozmuş ve hasta yatağına düşmüştür. O nedenle oğlu Abu Sait'i çağırtıp yerine han olarak tayin ettikten sonra 1316 yılında 36 yaşındayken öldü.
2.8. Abu Sait Dönemi
Babasının ölümünden sonra 12 yaşında olan oğlu Abu Sait Horasan'dan Sultaniye'ye gelerek İlhanlı tahtına oturmuştur. Bu İlhanın dönemi daha çok iç isyanlar ve onları bastırmakla geçti. O, babası döneminde düşmanlara karşı askeri başarılarda çok emeği geçen Çoban'ı başkumandan olarak tayin etti. İlk önce bir daha karışıklık çıkaran Maveraünnehir problemini çözmeye çalıştı. Daha önce Ölceytü tarafına geçmiş olan Yasavur bu defa isyan etmiş ve gönderilen Moğol ordusu karşısında geri oturmaya mecbur olmuştur. Ülkesine geri dönmesini önlemek isteyen geçen dönemin asi hanı Köpek bu defa İlhanlı ordusuyla iş birliği yaptı ve Yasavur yakalanarak idam edildi (1319).
Aynı yılda Kur ırmağı yakınlığında Altınorda ve İlhanlı devleti arasında bir savaş vuku buldu ki bu savaş İran Moğol devletinin lehine sona erdi.
Abu Sait'in iki veziri arasındaki anlaşmazlıklar daha da şiddetlenmişti. .Reşideddin'i himaye eden Çoban ve Sevinç gibi güçlü noyanlara rağmen Taceddin Alişah onu suçlu durumuna getirmeyi ve muhakeme ettirmeyi başardı. Yapılan muhakemede ise bu ünlü yazar ve becerikli vezir ölüm cezasına çarptırılıp idam edildi. Bu arada Çoban'ın düşmanları da durumu uygun görüp aleyhine bazı girişimlerde bulundular. Durumu vahim gören Çoban kaçıp Tebriz'e gelmiştir. Vezirin şefaatiyle bağışlanıp tekrar işine dönmüştür.  Ama daha sonra Anadolu hakimi olan oğlu Timurtaş'ın Mısır'dan yardım istemesi, ama başarısız olduktan sonra babasının şefaatiyle işine geri dönmesi ve 1327 yılında diğer oğlu Demaşk hocanın Abu Sait hareminden biriyle münasebet kurup ara sıra hareme gidip gelmesi ve bu olayın Abu Sait'in kulağına yetişmesiyle Çoban'ın da itibarı sarsıldı. Çoban ve bütün oğulları çeşitli yerlerde yakalanıp öldürüldüler.
Çoban'ın yakın dostu olan Togay Narin Horasan valiliğine atanmıştır. Ama bu makam onu tatmin etmediği için bazı şüpheli hareketlerde bulunduğu için yakalanmış ve idam edilmiştir.
Abu Sait'in ömrünün son yıllarında önemli bir hadise baş vermemiştir. 1335 yılında Altınorda hanı Özbek Derbend'e hücum etmişti. Ona karşı koymaya ise şahsen Abu Sait kendisi bir orduyla bölgeye yürümüştür. Savaşın ortasında Dilşad Hatun adında bir kadınla fazla ilgilendiği için eşi Bağdat Hatun tarafından zehirlenerek öldürüldü.
Abu Sait'in ölümüyle amelde İlhanlılar veya İran Moğolları hakimiyeti sona ermiş oldu. Ülke küçük hanlıklara bölündü ve iç savaşlar başladı. Fars, Kirman, Tebriz ve Bağdat bölgelerinde bazı şehzadeler, noyanlar ve mahalli hakimler küçük devletler oluşturdular.
1358'de Irak ve Irak-ı Acem'de Celayirliler devletinin oluşu, 1385'de Orta Asya'da Topal Timur ortaya çıkması, Kuzeyde ise Altınorda devletinin kuzey Azerbaycan ve Kafkasları zaptedip ülkenin içine doğru ilerlemesiyle bu küçük devletlere de son verildi.  

Sonuç
Moğolların batı uzantısı olan İlhanlı devleti (1256-1335) bölgeye hakim olduktan sonra çok önemli etkileri de beraberinde getirdi. Evvela bölgeye getirdiği Türk boylarıyla bölgenin Milattan önce burada bulunan ve Selçuklular döneminde Orta Asya'dan gelen Türklüğünü takviye edip bölge Türklüğünün ve Türk Kültürünün tam olarak oluşmasında önemli rolü oldu. Diğer taraftan Moğol kültürünün Türk kültürüne olan etkisidir. Günümüze kadar bile sürüp gelen bazı önemli etkiler o dönemin yadigarıdır. Özellikle dil açısından bugün bile Güney Azerbaycan Türkçe'sinde bir takım Moğol kelimeleri hala varlığını sürdürmektedir.















KAYNAKÇALAR

1. ARAZOĞLU, Müxteser Azerbaycan Tarixi, Bakü 1992
2. BEYANİ Şirin, İlkhaniyan, Tahran Üniversitesi Yayınları, Tahran 1978
3. MEŞKUR M. Cevat, Tarikh-e Tabriz, Argenun Yayınları, Tahran, 1971
4. SPULER Bertold, İran Moğolları, Çev: C. Köprülü, TTK Yayınları, Ankara 1957
5. SUMER Faruk, "İlhanlı Hükümdarlarından Abaka, Argun Hanlar ve Ahmed-i Celayir", Belleten C. 53, Sayı 206
6. YUVALI Abdulkadir, İlhanlılar Tarihi Kuruluş Devri, Erciyes Üniversitesi Yayınları, Kayseri 1994
7. YUVALI Abdulkadir, "Altınorda-İlhanlılar Mücadelesi Sırasında Tebriz Şehri", Azerbaycan Birinci Uluslararası Sempozyumu Bildirileri, Ankara 2002
8. "Cengiz Han'dan sonra", www.mutasyon.net/kultur/default.asp
9. "İlhaniler", İnternet
10. "Şiilik ve Osmanlı-İran Olayları", İnternet
11. Türk Dünyası El Kitabı, TKAE Yayınları, İkinci Baskı, Ankara 1992

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder